melankolik
31 Mart 2012 Cumartesi
hayatı yakalamk
İnsanlar neden farklıdır diye hiç düşündünüz mü? Son zamnlarda ben bunu çok düşünüyorum. sorguluyorum kendimide dğer insanlarıda. Hatalar hırslar, acılar, mutluluklar bunların hepsi insan içindir ama bazı insanlarda aşırılıklar vardır. Mesela hırs insanda çok varsa sonu kötüye varabilir. Aşk ya vardır ya yoktur ve gerçekten fazlası öldürebilir. Aslında düşündükçe büyüklerin söyldeği şu laf tam oturuyor düşüncelerime. AZI KARAR ÇOĞU ZARAR. Hayatmızda ne olursa olsun hep daha fazlasını iatiyoruz. sevgilimiz yokken sevgili, sonra sevgilinle evlenmek, sonra ev almak, sonra yazlık almak, sonra araba almak, vs. gibi insan hep istiyor. Peki bunları isterken nekadar ürettik. sadece tükettik. insan hayatını mutlu bir şekilde yaşamak istiyorsa bence tüketimden çok üretime ağırlık vermel. Yani üretmeli hayatı için ruhu için üretmeli. insan ruhunu en çok doyuran şeyin üretmekten geçiyor. İnsanın kendine yaptığı kötülüğü başkası yapamazmış öle der büyüklerimiz. kesinlikle öyle. İnsan ne yaparsa kendine yapar. iyiside kötüsüde önce kendisi içindir. kendini mutlu etmeyen insan başkalarınıda mutlu edemez. Ben mutsuz bir insanım en azından bu aralar. resim yapmak ve film izlemek bu dönem için beni en çok mutlu eden şeyler. geçen gün bir arkadaşım bana şöyle br şey dedi ve gerçekten çok etkilendim. Benim ruh halimi çözmüş. (sen istediklerinin hemen olmasını istiyorsun. dur yavaşla eğer bu hızla gitmeye devam edersen daha mutsuz bir insan olacaksın. sen aslında istediğin şeye bir an önce ulaşmaya çalışırken etrafındaki mutlulukları yakalayamadan mutsuz bir şekilde yol alıyorsun. sakin sakin sakin.) Arkadaşım bu cümleleri kurduktan sonra düşündüm gerçekten öyle. ben istediğimin peşinde koşmaya çalışıken çok mutsuz ve sinirliyim ve etrafımdaki hiç bir şey beni mutlu etmiyor. çünki göremiyorum. hedefe okadarçok konsantre olmuşumki. yazık bana diye düşündüm. neden hayatımı böle uçlarda yaşamak zorundayım. neden mutlu olmuyorum yada neden etrafımdaki mutlulukları görmüyorum. Hayatım akıp giderken geç kalmak istemiyorum. bu yüzden hızlı oldğumu biliyorum ama ya geçen zamanda kaybettiklerim. gençliğim ve zamn geri gelmeyecek biliyorum ve ben birşeylerin gerçekleşmesini istiyorum artık. haytımdan bir iz bırakmak istiyorum. şu an bu yazıyı yazarken hala bırakamadığım o izi mutlaka bir gün bırakacağımı biliyorum ve bunun gülümsemesiyle son veriyorum yazıma.
20 Mart 2012 Salı
Bu gün nedense kendimi tuhaf hissediyrum. aslında sabah çok güzel uyanmıştım neşem yerindeydi. hazırlanıp işe geldim hatta yolda müzik dinledim. ama şimdi nedeninini bilmediğim bir sebepten dolayı tuhaflaştım. aklıma arkadaşımın lafı geldi. neden çok istediğimiz halde istediğimiz şeyi yapmıyoruz, ispanyaya gitmek istiyorum ama neden gitmiyorum dedi. bende çünkü cesaretin yok dedim. şimdi düşünüyorumda kendimi düşündüğümde, ben nekadar dürüstüm kendime. beimde yapmak isteyipte yapamadığım kendime güvenemediğim okadar çok şey varki. dışardan herşeyi yapabiliyormuş gibi görünsemde aslında tabularım var birazcık. aslında cesaretimde yeterli değil belkide. bilmiyoru işte sadece düşünüyorum ne istiyorum ney yapmadım ve ileride pişman olmak istemiyorum. haytta bir izim olsun istiyorum aslında. tabiki bir atatürk olamam yada tolstoy yada dali yada piri reis bunlar dünya var oldukça unutulmayacak isimler. çünli dünya için büyük önem taşımaktalar. ama bende bşeyler yapmak birazda olsa hatırlanmak istiyorum. çokmu şey istiyorum? dünyaya bir çocuk getirerek genlerimi devam ettirmekmi yoksa hayallerimin peşinden koşup, kendimi en iyi ifade ettiğim alana yani yazmayamı odaklansam. yada ikisinide yapamam mı. elif şafağın -siyah süt-kitabındaki karmaşasını yaşamakta ruhum. ne zamn toparlanır bilmiyorum ama ben hayatım için bişeyler yapıyorum. yapmayada devam edeicem:)
15 Mart 2012 Perşembe
hayat
Bir kitap arasında kurutulan çiçek gibidir hayat. Dalından koparılana kadar canlıdır, ama koparıldımı solmaya başlar ve bir kitap arasında sonsuzluğu başlar.
Bu başlangıç aslında sonsuzluğun başlangıcıdır. Ne olduğu bilinmeyen bir sonsuzluğun. Belkide bilirsin bu sonu ama bilmek dillendirmek istemezsin. Yaşamak istersin düşündüğün hayal ettiğin gibi, ama olmayacağınıda bilirsin eskisi gibi. Aklından geçeni söyleyemezsin bir türlü. İçine atarsın gömersin karanlığına bir çiçek daha.
Bu başlangıç aslında sonsuzluğun başlangıcıdır. Ne olduğu bilinmeyen bir sonsuzluğun. Belkide bilirsin bu sonu ama bilmek dillendirmek istemezsin. Yaşamak istersin düşündüğün hayal ettiğin gibi, ama olmayacağınıda bilirsin eskisi gibi. Aklından geçeni söyleyemezsin bir türlü. İçine atarsın gömersin karanlığına bir çiçek daha.
sinemasına hayran olduğum ülke (GÜNEY KORE9
Bloğumu yeni açtım ilk olarak ne yazsam diye düşünürken en çok sinemasını sevdiğim ülkeden ve sinemasından bahsetmek istedim. Evet Güney Koreden ve sinemasından bahsedeceğim.
Benim g kore hayranlığım bundan 10 yıl önce başladı diyebiliriz. İlk olarak Bin Jip (Boş Ev) filmi ile tanıdım KİM Kİ DÜK'ü. ve araştırmaya başladım. Bulduğum bütün filmlerini izledim. Okadar hayran oldumki ülkenin diğer filmlerinede bakmak istedim. birkaç tanede öyle izledim ve o gün bu gündür izlediğim diğer amerikan avrupa sineması bana yavan gelmeye başladı. Böyle inanılmaz bir görsellik ve duyguyla film çeken bir millet daha görmedim ben.(eger görn varsa lütfen yazsın bana).
Filmlerini izledikçe doğal olarak o ülkenin kültürüylede bir iletişim kurmuş oluyor insan. yaşam tarzları, kültürleri, tarihleri, içkileri, eğlenceleri, mutlulukları, üzüntüleri, vs. corafi olarak uzak ülkeler olsakta birçok benzer kültürümüz var. mesela onlarda eve aykkabıyla girmiyorlar, bizim rakımız gibi onlarında milli bir içkileri var soju. yerde yemek yemek kültürleri, daha birsürü şey var. ben bunların hepsini onların filim ve dizilerinde gördüm. beni en çok etkileyen yanları ise bu film ve dizilerdeki dramaları. nasıl bir ruhla yazıp oynuyorlar çok merak ediyorum. Nasıl bu kadar insanın içine işleyebiliyorlar. türk sinemasında babam ve oğlum haricinde gerçekten ağladığım bir film olmamıştır. ama g kore film ve dizilerinden size en az 10 tane söyleyebilirim. aslında burda amacım kore filmeri beni çok ağlatıyor demek değil. o milletin duyguyu nekadar iyi verdiğini söylemeye çalışıyorum. etrafımda benden başka izleyen yok g kore filmlerini. insanlara tavsiye etsemde çoğunun ilgisini çekmiyor. bazen neden diye soruyorum kendime neden? ama sonra umursmıyorum. ben seviyorum ve sevmeyede devam edicem. benim ruhumu besliyen bir tarz. benim üretmemi sağlayan bir kültür. neyse şimdi çok drama girmeyeyim. başka yazılarımda mutlaka yazarım.
dönelim tekrara sinemaya sizlere birkaç tane tavsiye edeceğim dizi ve filmler olacak. Eğer izlerseniz aslında benim yukarıda anlatmak istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
fimler
1. Yeonghwanun Yeonghwada
Yukarıdaki filmerin hepsi KİM Kİ DÜK E aittir.
Gelelim diğer filmlere.
1 I am sorry I love you2004
secret garden2011
city hunter 2011
personal taste 2010
a love to kill
şimdilik bu kadar ama devamı gelecek..:)
Benim g kore hayranlığım bundan 10 yıl önce başladı diyebiliriz. İlk olarak Bin Jip (Boş Ev) filmi ile tanıdım KİM Kİ DÜK'ü. ve araştırmaya başladım. Bulduğum bütün filmlerini izledim. Okadar hayran oldumki ülkenin diğer filmlerinede bakmak istedim. birkaç tanede öyle izledim ve o gün bu gündür izlediğim diğer amerikan avrupa sineması bana yavan gelmeye başladı. Böyle inanılmaz bir görsellik ve duyguyla film çeken bir millet daha görmedim ben.(eger görn varsa lütfen yazsın bana).
Filmlerini izledikçe doğal olarak o ülkenin kültürüylede bir iletişim kurmuş oluyor insan. yaşam tarzları, kültürleri, tarihleri, içkileri, eğlenceleri, mutlulukları, üzüntüleri, vs. corafi olarak uzak ülkeler olsakta birçok benzer kültürümüz var. mesela onlarda eve aykkabıyla girmiyorlar, bizim rakımız gibi onlarında milli bir içkileri var soju. yerde yemek yemek kültürleri, daha birsürü şey var. ben bunların hepsini onların filim ve dizilerinde gördüm. beni en çok etkileyen yanları ise bu film ve dizilerdeki dramaları. nasıl bir ruhla yazıp oynuyorlar çok merak ediyorum. Nasıl bu kadar insanın içine işleyebiliyorlar. türk sinemasında babam ve oğlum haricinde gerçekten ağladığım bir film olmamıştır. ama g kore film ve dizilerinden size en az 10 tane söyleyebilirim. aslında burda amacım kore filmeri beni çok ağlatıyor demek değil. o milletin duyguyu nekadar iyi verdiğini söylemeye çalışıyorum. etrafımda benden başka izleyen yok g kore filmlerini. insanlara tavsiye etsemde çoğunun ilgisini çekmiyor. bazen neden diye soruyorum kendime neden? ama sonra umursmıyorum. ben seviyorum ve sevmeyede devam edicem. benim ruhumu besliyen bir tarz. benim üretmemi sağlayan bir kültür. neyse şimdi çok drama girmeyeyim. başka yazılarımda mutlaka yazarım.
dönelim tekrara sinemaya sizlere birkaç tane tavsiye edeceğim dizi ve filmler olacak. Eğer izlerseniz aslında benim yukarıda anlatmak istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
fimler
1. Yeonghwanun Yeonghwada
Yukarıdaki filmerin hepsi KİM Kİ DÜK E aittir.
Gelelim diğer filmlere.
more than blue(hüzünden öte) 2009
old boy
Yeonghwanun Yeonghwada (2008)
Bir kaçtanede dizi önereyim.
1 I am sorry I love you2004
secret garden2011
city hunter 2011
personal taste 2010
a love to kill
şimdilik bu kadar ama devamı gelecek..:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)